24 Kasım 2008 Pazartesi

ÖLÜM TADINDA


Ölüm Tadında Susuşun,
Damla Damla Verdiğin Zehir Tadında...

Susmak En Büyük Ceza Olsa Gerek,
Ve Herkesin Sustuğunu Görmek...
Bakabilir misin O Anda Gözlerine Susanların,
Neden Sustuklarını Sorabilir misin,
Cevabını Bile Bile.
Sessizliğe Dokunabilir misin,
Onunla Yaşadığın Halde...

Peki Sensizliğe Dokunabilir miyim,
Sonucunun Çaresizlik Olduğunu Bile Bile
Çaresizliği Tatmak Pahasına,
Ölüm Tadında, Damla Damla Zehir Tadında...

Çaresizlik İçerisinde Yaşayabilir misin,
Umarsızca...

Küçücük Saksına Umut Ekebilir misin,
Yeşermesini isteyebilir misin peki onların,
Bir Gün Kuruyacağını Bile Bile.
Ne Pahasına Olursa Olsun Diyebilir misin,
Kaybedişe , Yenilgiye Rağmen,
Çaresizliğe,Umutsuzluğa Rağmen,
Kalkabilirim Diyebilir misin?

Her Şeyi Ölüm Tadında Yaşarken,
Hayattan Zevk Alabilir misin?
İŞTE BURADA UMARSIZ OLABİLİR MİSİN?
zemheri

18 Kasım 2008 Salı

eLVeDa


Sisli bir akşamüstü,
Yelkovan ve akrep buluşmuş aynı yerde,
Beni bekliyor sanki Azrail uçlarında…
Ve ben kendimi intihar ediyorum,
Onun gözlerinin içinde.

İnsanların hep aynı olduğu bir yerde,
Vurdumduymaz, umursamaz olduğu anda,
Azrail’in umursadığı bir saatte…
Ben kendimi intihar ediyorum
Onun bir tutam sevgisi içinde.

Terazi iyilikle kötülüğü aynı kefede tartarken,
Azrail ise hep aynı noktada beklerken;
Bıkmadan, usanmadan,
Ve ben bekletmek niyetinde olmadan,
Akrep ve yelkovan: “işte vakit geldi” derken…
Ben kendimi intihar ediyorum
Onun hayatının tepe noktasında.

Elveda…

zemheri

17 Kasım 2008 Pazartesi

YALNIZLIĞIM


Yollar umarsız, çıkarsız; insanlar anlaşılmaz. Ben mutsuz, doyumsuz…

Uğraş içinde sessiz sedasız, anlamsız…

Sebep arıyorum sonuçlar içinde, sonucu bulamıyorum sebepler içinde. Bir labirentteyim yolumu hiç bulamıyorum sanki. Oraya koşuyorum buraya koşuyorum yok. Oduncunun çocuğuna yaptığını yapıyor insanlar da bana. Ormanın içine bıraktığı küçük çocuğuna. İnsanlar da beni bir labirente sokuyorlar, ben arkamda küçük izler bırakıyorum ama… Dönüş yok izler yerinde, ben bulamıyorum.
Çırpındıkça daha çok kayboluyorum ve tükeniyorum zaman geçtikçe. “Belki diyorum bulurum bir daha dene.” Her denemem sonuçsuz; çıkış yok ve bir köşeye oturuyorum: tükenişimi, kayboluşumu seyrediyorum. Başım ellerimin arasında yenilgiyi hazmetmeye çalışıyorum.
İşte bu diyorum, sonuç: “yok olmak” sessiz sedasız kimsesiz…

Tek yoldaşım yalnızlık.
Yalnızlık: “seni çok seviyorum. Beni asla terk etme.”
zemheri

6 Kasım 2008 Perşembe

ATAM'A


Ey! Hasretiyle yandığım Atam...

Bak yine geliyor bir 10 Kasım daha. Sana vedanın üstünden koskocaman bir yetmiş yıl geçti. Görüyor musun nasıl geçti. Bizlere, gençlere emanet ettiğin cumhuriyeti ne hale soktuk. Senin bıraktığın cumhuriyetin kıymetini bilemedik sanki.Bilmek için illaki bıçağın kemiğe mi dayanması gerek yani.
Bilim dedin, düşünce, çağdaşlık, ekonomik bağımsızlık dedin ama biz bunları hep yanlış mı anladık ne. Ya da ne bileyim güzel düşünen, güzel gören Atam ben mi yanlış düşünüyorum bilmiyorum ki.
Yok yok bu gençlik bilecek inşallah emanetlerin kıymetini Atam. Biran kızgınlıkla söyledim onları, kendime kızgınlığım başkasına değil emin ol Atam. İnançlı, bilinçli bir gençlik olarak geliyoruz, ilerliyoruz senin yolunda. Ay yıldızlı al bayrağımızı hep yukarılara taşıyacağız inşallah senin açtığın yolda.
Sen yoksun ama senin yolunda, senin ışığınla yürüyeceğiz ebediyete. Devraldığımız cumhuriyet meşalesini en üst seviyeye ulaştırmak için elimizden gelenin en iyisini yapacağız inşallah Atam.

Rahat uyu Atam mezarında. Kötüler varsa iyiler de var bu dünyada. Rahat uyu sen.

Fatihalar eşliğinde yine yanında gençliğin Atam…

zemheri

5 Kasım 2008 Çarşamba

HAYAT


Hayat akıp giderken sesiz sedasız ıssız sokaklarda, bende istedim onunla akıp gitmek. Ama her defasında sağıma baktım, soluma, önüme, arkama baktım kimse yok; o yok. Tek başıma ıssız sandığım sokaklarda hayatla birlikte akıp gittim, sonunu bilmedim. Bir türlü ulaşamadığım sana, sessizliğe, onsuzluğa…
Gelir mi arkamdan diye hep baktım geriye ama hiç göremedim. Hep bekledim, hep baktım arkama o, hiç gelmedi. Sustum ve iyice gömüldüm onsuzluğuma, sessizliğime.
Çıkmak ister miyim artık gelse bile bu sessizlikten, onu bilmiyorum işte. Gelir mi diye düşünüyorum; onu da bilmiyorum ama zannetmiyorum. Gelse bir şey ifade eder mi acaba? Bakar mıyım geriye, geçmişe… Yoksa devam eder miyim kayboluşuma?
Kaybolmak işte benim hayatım bundan ibaret galiba. Sessiz sedasız onsuz kimsesiz… KAYBOLMAK
zemheri

HER ŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif.
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerin uzağı gördüğü kadar genç,
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü,
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin,
Yaşadıklarını kar sayma,
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna,
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün,
Gülebildiğin kadar möutlusun,
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin,
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer,
Ve karşındakilere değer verdiğin kadar insansın.
Birgün yalan söyleyeceksen eğer,
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiliye hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar sıcak,
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın,
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü,
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.
İşte budur hayat, İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın,
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün,
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun.
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir,
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
Bunu da öğren!
SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN...
Can Yücel'den

29 Ekim 2008 Çarşamba

SENİ

SENİ BULMAKTAN ÖNCE ARAMAK İSTERİM,
SENİ SEVMEKTEN ÖNCE ANLAMAK İSTERİM,
SENİ BİR YAŞAM BOYU BİTİRMEK DEĞİL DE,
SANA HEP YENİDEN BAŞLAMAK İSTERİM.